Yukarıda bahsettiğim yıllarda bizim sokağımızı
zaman zaman şenlik yerine çevirirdik. Bunlardan
bizi en çok eğlendiren futbol maçlarıydı. Kalelerin
birini Doğumevi’nin önüne, diğerini de Şehir Kulübü önüne kurardık. Sokağımızdaki büyüklerimizin
bizleri izlemesi anlatılmaz bir haz verirdi hepimize.
“Berber İsmail”in çığlıkları, “Oskar Kundura” Zihni
Faiz’in “Haden, topu bana atın” bağırışları, Kütüphane memuru Muammer amcanın, “Bağırmayın,
içeride uşaklar ders yapıyor” deyişleri ve en sonunda Humsi (Lütfü Ata) amcanın gelip, topu keserek
maçımızı bitirmesi kabus gibiydi.
Sokağımızda futbol oynama fırsatını aslında
bize az sayıda geçen taksiler verirdi. Meydan Taksi, Yıldız Taksi ve Numune Taksi dışında bir kaç
tane de özel araba bizlere vız gelirdi.
En son çıkıp gelen İskenderpaşa İlkokulu’nun
Müdürü, sevgili hocamız Ali Rıza Kurşunoğlu’nu
da görünce, herkes kendine saklanacak yer arardı.
Bir de Tabakhane Yokuşu’nda kitap satan,
şimdiki tabirle “sahaf” Fuat amcamız gelir, Hasan
Tahsin Yılmaz’la neredeyse her gün mutlaka bahse girerdi. Öğlenden sonra bahsi kim kazanırsa,
benim görevim “Tatlıcı” Ali Karamusa’dan tatlıları alıp getirmek olurdu.
MÜRETTİPLE DİZİLEN GAZETELER
Matbaanın o bağımlılık yaratan kokusu ve
makine sesleri arasında benim ilk gençlik ve delikanlılık yıllarım. Hem benim, hem çalışanların
koruyucusu ünlü gazeteci kardeşler Hasan Tahsin
Yılmaz ile Emin Şefik Yılmaz’ın doğru haber, dürüst gazetecilik adına çırpınışları; gecelerini gündüzlerine katışları canlanıp duruyor gözlerimin
önünde...
Matbaamız “Doğumevi”nin tam karşısında,
cadde üzerindeydi. O zamanlar, Uzunsokak’tan
yarım saatte bir araba ya geçer ya geçmezdi.
Tabakhane Yokuşu’nu tamamlayıp matbaamızın önünden geçen insanlar, Fabrika Çıkmaz
Sokak’ın tam girişinde çerçeve içine yerleştirdiğimiz, 41x57 boyutlarındaki sekiz sayfalık siyah
beyaz “Sonhaber” gazetesinin o günkü sayısının
ilk ve son sayfasını okurlardı.
Bugünkü gibi bilgisayarların olmadığı; gerek
diziliş, gerek sayfa bağlama ve gerekse basım işlerinin çileli, ama zevkli olduğu o yılları anımsayıp
Sonhaber Matbaası’nda, gazetenin nasıl kotarıldığını özet olarak anlatmak isterim:
Mürettiphane, her sabah saat 7.30’da açılırdı. Matbaaya önce Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan
gelen çıraklar girer, ustalar ise saat 08.00’de işbaşı yaparlardı. Gazete el dizgisi ile on - on iki saatte
dizilir, baskısı ise iki saat sürerdi. Matbaa işlerinin
yoğunluğundan (makine tek olduğu için) gazete
daha geç basılırdı. Yaklaşık olarak saat 23.00 -
24.00’lerde basım işi bitmiş olurdu. Sabaha kadar
açık duran matbaada kışın soba başında, o gecenin nöbetçisi mürettipler ve bugünkü gençlerin
ne olduğunu bilmedikleri, mahalle bekçileri hazır bulunurdu. Sabaha karşı fırından alınan sıcak
ekmeklerin arasına bastırılan tereyağı ve tulum
peyniri karışımıyla tadı hala damaklarımda duran
leziz bir kahvaltı. Günün ilk ışıklarıyla sabah saat
07.00 gibi gazeteler katlanır, bayilere dağıtılırdı.
Trabzon’da o yıllarda altı gazete çıkardı:
Sonhaber, Hizmet, Yenigün, Türksesi, İleri,
Bayraktar. Bu gazetelerin çalışanları Ziya Bey
sahasında futbol maçları düzenlerdi. Gazeteler
arası futbol maçlarına zaman zaman ayakkabı
imalatçıları da katılırdı. Fabrika Çıkmaz Sokak’taki ayakkabı imalatçılarının başını Hayrettin Filiz,
Sebatlı Sadettin, “Kel Naci” çekerlerdi.
Matbaa grubu:
Sırasıyla “Şavrole Yılmaz”, “Tüpçü Aydın”, “Karabıyık Halis”, “Gaz Gabaruha
Mehmet”, “Basuk Baki”, “İpsiz Recep”,
“Şablon Cahit”, “Tipsiz Haluk”, “Arif
Ağa”, “Vites Mustafa”, “Koca Cengiz”,
“Kara Ali”, “Kıro Nuri”, “Sıçan Ömer”den
oluşurdu. Bu gruba genç nesilden Hüseyin, Birol, Soner, İsmail ve Abdullah da eklenirdi.
Gazete Grubu :
Yıllara göre şu kişilerden oluşmaktaydı:
1968-70: Ertan Tokinan, Rafet Sağlam,
Hikmet Aksoy, Cevdet Kureman,
1970-71: Yurdakul Gönenç, Rafet Sağlam, Emin Şefik Yılmaz, M.Naci Pamuk,
Orhan Çakmak, Hilmi Doğan, Hayrullah
Tutar, Temel Şükrü Doğru.
1972-73: Sebahattin Sınır, Emin Şefik
Yılmaz, Cevdet Kureman, Ömer Uzlu, Hikmet Aksoy, Ferhat Akyürek, Ramiz Ellidokuzoğlu, İhsan Yılmaz.
1974: Sebahattin Sınır, Özdemir Çatalbaş, Yusuf Aydın Biber, İsmail Kansız, Ali
Bayram, Şefik Asan, Selahattin Uğraşkan,
Hayrettin Saygın.
1975-76: Zafer Küreman, Mahmut
Uzunluoğlu, Ferhat Akyürek, Ömer Akbulut, Ali Alay, Fethi Yılmaz.
1977: Yılmaz Kazancı, Burhan Bayraktar, Vecdi Altay, Av.Temel Aydınoğlu, Yusuf Tatar, Ömer Akbulut, Resan Taşcıoğlu,
Gülseren User.
1978: Şevket Çulha, Sadri Karakoyunlu, Ömer Güner, Dr. Üstün Alsaç, Fethi
Yılmaz, Temel Ziya Dursun.
1979: Ömer Güner, Temel Ziya Dursun,
Fazlı Öztel, Müzeyyen Güner, Kayhan Kuzeyli, Mustafa Uzun, Dr. Murteza Sağanak,
Melek Uzun, Taner Pervan.
Sonhaber, 1963. İsmet Başaçıkoğlu (arkada) ve Emin Şefik Yılmaz
Şair Hayali’nin bir dizesinde; “Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer” der. Gerçekten öyle. Cihan değen hayallerden sadece küçük bir parça yukarıdaki anlattıklarım. Dinleyen
ne kadar bilir bilemem; ama yaşayan ve anlatan
bilir. Buruk buruk...
Trabzon 2015 Dergisinden