Son Güncelleme: 20 Temmuz 2021 03:29:12
Trabzon Anıları: Mehmet Şakirettin KAZANCI

1917 doğumlu Ağır Ceza Reisi Sayın Mehmet Şakirettin KAZANCI, Platformumuzun konuğu olarak "Trabzon anıları"nı paylaşmak üzere Trabzon Vakfı Ahmet Yıldız Konferans Salonunda bir söyleşi gerçekleştirmiştir.

Sayın KAZANCI, günümüze kadar gelen süreçte Trabzon'un tarihsel kimliğini gözler önüne sermiştir.

MEHMET ŞAKİRETTİN KAZANCI; 1917 Samsun’da doğdu.
1925-1930 yılları arasında Trabzon Zeytinlik İlkokulunda okudu.İlkokulu 1930 yılında Gazi Paşa İlkokulunda bitirdi.
1930 yılında Trabzon Lisesi Orta kısmına başladı.1936 yılında Trabzon Lisesinden mezun oldu.
1936 yılında girdiği Ankara Hukuk Fakültesinden 1939 yılında mezun oldu. 1940-41 yılları arasında Askerlik hizmetini Erzurum 2.Topçu Alayında yaptı.
İlk görevine savcı olarak 5 Ocak 1942 de Kahta’da başladı.
1944-47 yılları arasında Hopa Savcısı
1947-49 yılları arasında Akçaabat Savcısı
1949-51 yılları arasında Ağrı Savcısı
1951 Aralık ayında Osmaniye Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına atandı.
1959 yılına kadar bu görevine devam etti.
1959-64 yılları arasında Giresun, 1964-1968 yılları arasında Kayseri, 1968-1979 yılları arasında Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlıklarında görev yaptı.
12.06.1979 yılında emekliye ayrıldı.
Evli ve 4 çocuk babasıdır. Eşini 2009 yılında kaybetmiştir.

Yayınlanma Tarihi : 17 Aralık 2014

"Sarayatik" Buluşması
İsmail Fandaklı (Trabzon, 10 Eylül 2012)

İnsanoğlunun özellikleri, çoğu kez yaşadığı mekanlardan izler taşır. Bireyin gelişmesi, çocukluğunda ilk adımlarıyla özgürlük mesafesiyle sınırlı olsa da, her geçen zaman onu daha da özgür kılmaya yetiyor.

Yaşadığı mahalle, özellikle de sokağın izleri, ilerleyen yaşlarda kişilik özelliklerine yansır; çevresiyle iletişiminde, dostluklarında ve sevdalarında izdüşümüyle karşımıza çıkar.

Ortahisar, bir başka deyişle "Ortasaray" Mahallesi, kentimizin dünden bugüne özelliklerinin büyük bir bölümünü taşıyan belki de ender mahallelerden biridir.

Bir dönemde yaşamış, yaşadığı mekan, sokak ve insanından özellikler taşıyan bireylerin yıllar sonra bir araya gelmesi, tarihin en güzel tanıklıklarından biri olarak karşımıza çıktı.

Aylar öncesinde belleklerde canlanan bir düşüncenin, olgunlaşarak eyleme dönüşmesi 7 Eylül 2012 tarihinde hayat bulması duygusal anları da beraberinde getirdi.

Bize göre bu buluşmanın en güzel yanı, yaşadıkları güzellikleri kendilerine bırakanları unutmamaları ve onları teker teker anmalarıydı...

Kırklı, ellili, hatta altmışlı yıllarda çocukluk ve gençlik yıllarını Sarayatik'te geçiren insanların, yıllar sonra aynı sokaklarla yüzleşmesi, gözyaşlarından oluşan gökkuşağı gibiydi.

İlerlemiş yaşlar, ak düşmüş saçlar ve yorgun bedenlere rağmen, yıllar sonranın buluşmasında insanların nasıl da gençlik yaşlarındaki dinamizmini yakaladığına tanık olmak, yaşadığımız kentteki en önemli anlardan biriydi.

Dostça kucaklaşmalar, "sen ha", "vay be"ler arasında izlediğimiz "kentli konuklar"ımızın sıcaklığı ve sevecenliği, yıllar öncesinin havasını estiriyordu "Sarayatik"te...

Aslında Sarayatik sadece bir sokak değil, kapıyı açıp içeriye girdiğinizde bir ev gibiydi insanları için.

Neden olmasın ki? Bütün mahalle bir hanenin bireyleri gibi birbirlerine saygılı, sevgi dolu ve birbirlerine sorumluluk duyan insanlarla doluydu... "Bütün evlerin pencereleri birbirlerine sevgiyle açıktı"...

Mahallenin çocukları çok farklı kimliklerle yeniden buluşsalar da, aynı duyguyu yaşayan, aynı havayı soluyan ve sevgi pencerelerini hep açık tutan insanlardı.

Anayasa profesörü Fazıl Sağlam, kimya mühendisi Aydoğan Sanal, biyoloji öğretmeni Göksel Sanal, emekli memur Gülen Demir, Türkçe öğretmeni Gönül Uluşahin, Meryem ve Remziye Demir, öğretim görevlisi Hanife Sağlam, Zühre Tunç, Sema Esen, Emine Atamer, Şevket Soley, Tezer Soley, Hüseyin Soley, Sezgin Çınar, Orhan Çınar, Ayfer Nalbantoğlu, Artemis Tacal, Savaş Aktürk, Özlem Aktürk, Özlem Demir, Ziya Gerçek, Kaptan Tuncer, Özcan Küçük, Fethiye Kasapoğlu, Devrim Özer, Kadir Sarı, Ethem Üçüncü, Niyazi Demir, Nurten Demir, H.Memişyazıcı, Ayten Demir, Nadire Memişyazıcı, Nurten Eyüboğlu, Muhammet Yücealtay, Muhittin Yücealtay, Türkan Değerli, Ülker Eyüboğlu, Ahmet Demir, Semra Demir, Ömer Demir, Cevahir Yağcı, Turan Tuncer, Gülce Gerçek, Ece Gerçek, Süleyman Yağcı, Süleyman İskender, Sabahattin Demir, Cevher ve Bekir Gerçek ile mahallede kısa süre de kalsa, izler taşıyan emekli öğretmen "Sarayatikli" Aysel Aksoy (Savaş)...

Sarayatik Sokak'tan Gazipaşa İlkokulu'na , "Arka"dan Hükümet Caddesi'ne, Tezveren Dede"den, Çiftehamam'a, ıhlamur ağaçlarından bütün bahçeleri süsleyen meyvelere kadar neler konuşulmadı ki!..

Tıpkı eskisi gibi sokak aralarında gezinirken, bütün kapılar dost gülüşlerle açılıyor ve gelenlerle kucaklaşmalara buğulu gözler ve gözyaşları ekleniyordu.

Trabzon'un "kentli konukları", burada kaldıkları sürece Akçaabat Ortamahalle'den Sumela Manastırı'na gezmedikleri yer bırakmadı... Yıllar öncesinden damaklarında kalmış tadı bulabilmek için farklı mekanlarda yemeklerin korkusuzca yerken, birçoğu "diyet"ini bile unutmuş gibiydi.

Kentli olmak, o kentle anılmak; bundan da önemlisi o kentin tarihi yazılırken sizlerin de adının geçmesi, yaşam süresi içerisinde bıraktığınız izlerin eseridir. Bu eser tarihe düşülen notla asırlar boyu yaşayacaktır.

İnsanın anları olmalı ki, anmaları da olsun... Ne mutlu bizlere ki, bu anların tanıklığına ve güzelliğine ortak olabildik...

Yayınlanma Tarihi : 12 Eylül 2012
YAYLA GÖÇÜ

Şimdi her yan yemyeşil köyümün dağlarında,
Mevsim bahardan yaza erme telâşındadır.
Yayla vaktidir çünkü artık Köprübaşı'nda,
Göç katarları hazır, köprünün başındadır.

Ben de olsaydım şimdi o kervanın içinde,
Mayısın onbeşinde, haziranın üçünde...
Bir şimâl rüzgârıyla ruhum mazi göçünde,
Beden kırkına yakın, gönül genç yaşındadır.

Göneşara yukarı kol verip Kohlaca'ya,
Baksaydık köy başından Kulle'ye, Simbaca'ya.
Erken karayemişi doldursak kuficaya,
Gosvalar payı bizden alma uğraşındadır.

Ligarbanın tadına bakmadan kanmaz yürek,
Bir avuç fuska yoksa yola aldanmaz yürek,
Bir dizi hamurcara... Gerisi neye gerek!
Lezzetin reçetesi dağların aşındadır.

Dillenir cifin, komar Ağulot'a varınca,
Eski şen zamanlardan bir türkü ayarınca.
Dalda minik cikcirna ve yerdeki karınca,
Bu şahane besteye uyma yarışındadır.

Kahvadüzü'nde durur zamanın zembereği,
Buluşturur bir kahve geçmişle geleceği.
Kırk yıllık dostlukların ölümsüz kelebeği,
Gönüller ülkesine sonsuz uçuşundadır.

Çomakdüzü üstünden Araklı'ya bir nazar,
Sonra gözden kaybolur deniz de azar azar.
Hastanın şifasını burada dağlar yazar,
Sanırsın Âb-ı Hayat Mercan yokuşundadır.

Soğuksu ilk duraktır, Yarıyol'u geçince.
Söner yürek ateşi bir avuç su içince.
Uzaklardan ses verir inceden bir kemençe,
Gençler horona durmuş, gökler alkışındadır.

Doğum bir efsanedir Ebeler hanlarında.
Ölüm ise bir destan Kangeller meydanında.
Harmantepe sırtları, şehitler yatağında,
Karadeniz uşağı mertlik savaşındadır.

Kimbilir hangi çağın ormanlar bakiyesi,
Ağaçbaşı'nda toprak, ateşin sermayesi.
Tabiatın insana emsalsiz hediyesi,
Ayak bastığın yerin her bir karışındadır.

Ses verir Seslikaya yılların arkasından,
Sıyrılır bir anda ruh bedenin hırkasından.
Ne acıdan iz kalır, ne ölüm korkusundan,
Huzur, kor dudakların son yakarışındadır.

Sulak'ın ortasında küçük bir ırmak akar,
Yayla çimenlerine gümüşten sırma kakar.
Taşlar arasından bir yavru gelincik bakar,
Suların duruluğu masum bakışındadır.

Dön ki Uyku Dağı'nı Kurtlusu göze gelir.
Kaç pınar dere olur, dağdan kaç göze gelir?
Kurtlar ulur yüceden, heybeti göze gelir.
Türk'ün şanlı destanı Madur'un döşündedir.

Bulutlar bir yastıktır omuzunda, saçında,
Çimenler bir seccade ayağının ucunda,
Gökyüzü gözlerinde, dumanlar avucunda,
Kirpiklerin duası günün batışındadır.

Bakmaya doyamazsın bu doyumsuz tabloya.
Ne dil yeter tarife, ne lügat anlatmaya.
Yaradan'ın sırrından en ince işli oya,
Dağların dokusunda, Coşk'un nakışındadır.

İmamoğlu tüketse ömür denen serveti;
Ayırmaz hiç yanından o kutsal emaneti,
Bu köylerin sevdası, yaylaların hasreti
Son nefesine kadar yürek atışındadır..!

ENDER İMAMOĞLU - 2009

Köprübaşı Trabzon'un bir ilçesi
Coşk Ağırlıklı olarak Köprübaşı halkının yazın göçtüğü yayla
Araklı Trabzon'un bir ilçesi
Göneşera, Kohlaca, Kulle, Simbaca, Ağulot(Avlot), Kahvadüzü, Çomakdüzü, Mercan, Soğuksu, Yarıyol, Ebeler, Kangeller, Harmantepe, Ağaçbaşı, Seslikaya, Sulak, Kurtlusu (Kutlusu) Köprübaşı ile Coşk yaylası güzergahında köy, yayla, belde adları
Madur Dağı, Uyku Dağı Coşk yaylasında dağ adları
Şimal Kuzey
Karayemiş Salkımlı bir tür meyve, taflan
KuficaEl sepeti
Gosva (kosva) Bir kuş türü, karatavuk
Ligarba Yabanmersini
Fuska (fıska) Böğürtlen
Hamurcara Dağ çileği
Cifin (zifin,sifin) Ormanlarda yetişen sarı çiçekli bir bitki (ormangülü)
Komar (kumar) Ormanlarda yetişen mor, lila çiçekli bir bitki (ormangülü)
Cikcirna Küçük bir kuş türü
Ab-ı Hayat Hayat suyu. İçene ölümsüzlük getirdiğine inanılan su
Gelincik Sansargillerden, ince uzun yapılı, sivri çeneli, küçük bir hayvan
Yayınlanma Tarihi : 17 Ekim 2011
ÇOCUKLUĞUM VE PARKE TAŞLAR
Ender İMAMOĞLU

Bugün çocukluk yarim mahallemden geçince...
Hatıralar dizildi ufkuma ince ince...

Parke sokaklarda ne oyunlar oynardık..
Hayat oyundu yalnız ve yalnızca biz vardık...

Mahallenin her evi bir sayfaydı tarihten...
Göz doymazdı seyirden, dil yoksundu tariften...

Ve o bizim üç katlı yola bakan evimiz...
Önü çiçek desenli, çiçek kokan evimiz...

Neş'eye, derde ortak komşularımız vardı...
Hepsi de ne sevecen, ne şirin insanlardı...

Şimdiyse tanınmazdı ezberimdeki sokak...
Ne insanlar aynıydı, ne de bastığım toprak...

Komşuları aradım, sorduğum gittiğim yerde...
Kimi rahmetli olmuş, kimi kimbilir nerde...

Parke taşlar üstüne beton bir yol örülmüş...
Ta altlarında sanki çocukluğum gömülmüş...

Bütün evler yıkılmış, bir bizimki duruyor...
O da istikbalini gözlerimden soruyor...

Karşıki nar ağacı, yanımızdaki kiraz...
Hiçbirisi yok artık ve hiç gelmeyecek yaz...

Yaşlar doldu gözüme, başımı öne eğdim...
Mırıldandım içimden; keşke hiç gelmeseydim...

Yılların arkasında ağlayan çocukluğum...
Her anı bir şiire sığmayan çocukluğum...

Yayınlanma Tarihi : 12 Temmuz 2010

Söyleşi: Anılarda Trabzon

Katılımcılar:
TBMM Eski Başkanı Necmettin Karaduman,
Trabzon Eski Belediye Başkanı Orhan Karakullukçu,
Türkiye İş Bankası Emekli Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Kemal Sayıl,
Mimar Bekir Gerçek

Yayınlanma Tarihi : 22 Nisan 2010