Mustafa Reşat Sümerkan'ın konuşmacı olarak katıldığı "Trabzon'un kentsel yaşam geleneklerinden örnekler" konulu söyleşi 12 Haziran 2021 Cumartesi günü saat 16:00'da gerçekleşti.
Kentsel gelenekler kent kültürünün yansımasıdır. Çeşitli koşullar sebebiyle kentten kente farklılıklar gösterebilir. Bu söyleşide 1980 öncesinin anılarından yola çıkılarak Trabzon'a özgü örnekler sunuldu.
Mustafa Reşat Sümerkan, 1953 yılında Trabzon'da doğdu. 1977 yılında KTÜ Mimarlık Bölümü'nden mezun oldu ve Bölüme asistan olarak girdi. Aralık 1990'da Doktora tezini tamamladı ve yardımcı doçentliğe atandı. 2007 yılında emekli oldu.
Prof. Dr. Nesrin Algan'ın konuşmacı olarak katıldığı "Karadeniz Eylem Planı" konulu söyleşi 29 Mayıs 2021 Cumartesi günü saat 16:00'da gerçekleşti.
Yarı kapalı bir deniz olan Karadeniz, Avrupa ve Asya’nın iç kesimlerinde yaşayan 17 ülkede yaşayan 165 milyon kişinin faaliyetleriyle ciddi bir baskı altındadır. Bu denize kıyısı olan ülkelerin 1990'lı yıllardan bu yana ortaklaşa yürüttükleri koruma planına rağmen, özellikle iklim krizinin de etkisiyle Karadeniz'in çevresel yıkımının önüne geçmede istenilen başarıyı sağlamak henüz mümkün olamamıştır. Karadeniz'deki çevresel baskıyı azaltmak için kıyı ülkelerinin siyasi irade beyanlarını güçlendirecek önlemlere ihtiyaç duyulmaktadır.
Prof. Dr. Nesrin Algan, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
(Mülkiye) Siyaset ve İdare Bölümü mezun olan Prof. Dr. Nesrin Algan, yüksek lisans ve doktora eğitimini aynı fakültede Kentleşme ve Çevre Sorunları bilim dalında yapmıştır. 1984-1998 yılları arasında Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı (daha sonra Çevre Bakanlığı) dış ilişkiler biriminde uzman ve yönetici olarak çalışmıştır. 1998’den bu yana AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Kent, Çevre ve Yerel Yönetim Politikaları Anabilim Dalında öğretim üyesidir. Çevresel Politikalar, Denizel Çevre Politikaları, Çevresel Güvenlik, Uluslararası Çevre Hukuku, Sürdürülebilir Gelişme, İklim Siyaseti ve Ekokırım alanlarında çalışan ve dersler veren Prof. Algan çeşitli sivil toplum kuruluşlarında da gönüllü olarak görev yapmaktadır.
Tarihçi Kudret Emiroğlu'nun konuşmacı olarak katıldığı "Halk Kültürü - Tarihsel Perspektifte Trabzon" konulu söyleşi 15 Mayıs 2021 Cumartesi günü saat 16:00'da gerçekleşti.
Y. Mimar Bekir Gerçek'in konuşmacı olarak katıldığı
“Kent Kimliği ve Şehircilik Disiplini açısından Trabzon’un Kentleşme Tarihi”
konulu söyleşi 1 Mayıs 2021 Cumartesi günü saat 16:00'da gerçekleşti.
KENTİMİN DOSTLARI
DEĞERLİ İZLEYİCİLERİM
Bekir Gerçek
Mimar - Müzisyen - Yazar
Bugün bu sınırlı zaman içinde, sizlere; kentimi, geçmişini, geçmişten taşıdıklarını, taşımasına izin vermediklerimizi anlatacağım.
Mekan, kentsel mekan, mutlu mekan, kentlerin sorunları, sanat eseri kent, kültür, kent ve yaşayanları, kentin planlaması, kent kimliği, kimlikli kent başlıklarına kısaca değineceğim.
Trabzon özelinde irdelersek bu başlıkları; topoğrafya, coğrafya, iklim, doğal ve kültürel değerlerin farklılık ve zenginliğini görürüz.
Vakit kalırsa, yaşama kültürüne etkilerini de anlatmak isterim. Peşinden yanlışlarımıza ve kalanı kurtarmak için yapmamız gerekenlere kısaca değineceğim.
Bir amacım da; o güzel kenti anlatırken siz izleyenlerimi üzmek, “Hey gidi Trabzon, hey gidi günler! ” dedirtmek; “O mükemmel kentten nerelere geldik, nasıl geldik buralara? ” diye acı acı düşündürmek olacak.
KENT KİMLİĞİ
Trabzon'da kent kimliği ve kentin mimarisi; esasen bu kavramlar iç içe olup, birbirlerini tamamlarken, mekanların etkisi öne çıkar.
Mimari: Kentin tüm değerlerini etkileyen birincil etken olarak belirir.
Kimlik: (Kim olduğunu kanıtlayan belge) TDK.
Kimlik belgeleri: Adı - soyadı, doğum yeri, doğum tarihi gibi bilgileri içerir.
Trabzon ismi: Bence en inandırıcı olanı iki vadi arasında ilk kurulduğu yerin topografyası. Trapezoid şeklinde olması. Bazen bu şekilde olana “Trapezoidal” denir. Trapeza - Trapezium - Trabezan - Trapezus ve de Trabzon.
Yeri: Anadolu'da, Karadeniz kıyısında, yumuşak iklimli, iki vadi arasında, savunma sorunu çözülmüş, korunaklı bir yer. Bu yer, ayrıca Yoros ve Ganita'nın arasında oluşmuş bir kıyı yayının içinde korunuyor.
Bazı özellikleri de şöyle:
Surları: Şehir kurulacağı zaman en ilkin sur inşa edilir. Trabzon, surları ile emin mekanlar bütünüdür. İçkale, Ortahisar, Aşağıhisar, Liman; iki vadideki asma köprüler. Bu müstahkem kent, çeşitli kuşatmalara karşın düşürülememiştir.
DOĞUM TARİHİ / KURULUŞ TARİHİ
Tam olarak saptanamamaktadır. Önemli bir karanlık dönemi vardır. M.Ö. 2000 gibi bir kabul kullanılmakta, Roma'dan beş yıl önce, bir diğer kabul. M.Ö. 1200, Truva'ya gidenler arasında Trabzonlular vardı (Mahmut Goloğlu). Tüm bunlara karşın, yanlış tarih belirleme gayretleri (700 - 636 gibi tarihler bildirilir). Ksenefon'a göre; M.Ö. 4 yy, Greklerin iddiası.
Bu karanlık dönemi benimseyen Charles Texier, “Arşitektür Bizanten” adlı yapıtında: “Trabzon kıyılarının M.Ö. 4. asırdan çok evvel, Ortaasya'nın her tarafından gelmiş olan birçok kavimler tarafından ele geçirildiğini bildirdikten sonra; Rum tarihçileri hakkında, Greklerce bütün tarihi hadiseleri kendi ırklarına izafe için, Ksenefon'un; Sinoplu kolonilerin Trabzon'da ticarethaneler tesisinden evvel Orta Asya'dan gelip buraya yerleşen kavimlerin mevcudiyetini bilmez gibi görünmesine hayret olunmamalıdır” diyor (Hamit ve Muhsin Türkiye Tarihi, 1930). Oysa Trabzon; Roma, Paris, Londra'nın ağabeyi. Doğum tarihi hakkında görüşler özetle böyle iken; “M.Ö. 2000” demişler yaklaşık. Bu da bir kabul.
KENT KİMLİĞİ NEDİR?
Kentler, insanların yerleşik yaşama geçmeleriyle başlayan kolektif yapılanmalardır. İlk şehirler, savunma ve topografik koşullara göre şekillenirler.
Kentlerin sorunları daha sonra çeşitlenir, çoğalır (Sağlık, iş, ulaşım, eğitim, eğlence vb.), çözdükçe bulaşan.
Kent, onu inşa edenlerin, onda yaşayanların şekillendirdikleri, yaşayan bir varlıktır. Bu nedenle kolektif bir ürün, kolektif bir eserdir. Kent ve yaşayanları, birbirlerini yansıtırlar. Kentin kimliği oluşurken, kentliler ve ürettikleri kültür çok önem arz eder.
“Halk olmadan kent olmaz. Kent bütünüyle anıttır. Yalnızca bir mimari ürün değil, aynı zamanda ve her zaman hayatın da sahnesidir kent. İnsan, kentin bir öğesidir. Dolayısıyla da kent en canlı anıttır. Kentin tarihsel mirasıyla, kentlerin tarihsel kimliği, binlerce bağla birbirine bağlıdır.” (Andras Roman, Icomos Bşk. 1986).
Fiziksel ve sosyal sorunları çözülen kentin, yaşayanlarına estetik sunumları da olmalıdır. Algısal, duyusal doyumlarını da karşılamalıdır. Kent, o zaman mutlu mekanları barındıran, mutlu insanların mutlu kenti olur. Bunu da sağlamak için estetik sorunlara dikkat ederek müdahale edilmeli kentlere. Birlikte üretilen böylesi bir kent, kolektif bir üründür, bir eserdir; başarılabildiğinde kolektif bir sanat eseri olur. Bu nedenle renk, doku, boyut, ritim, proporsiyon, kontras, armoni, vurgu gibi estetik öğelerine ve kurallarına özen gösterilmeli, geçmişine saygı ile geleceği hazırlanmalıdır.
Yaşayanlarına sundukları ile insani faaliyetlere en yararlı ortamları sağlarken, algısal - duygusal tatminlerini de karşılayan mekanları bulunduran kentler; şahsiyeti oluşmuş mekanlar bütünüdürler. İşte yaratılan bu kent şahsiyetli, kimlikli kenti tarifler. El birliğiyle kimlikli kent başarılmıştır.
Bütün bu anlatılanların ışığında Trabzon'umuza bakalım: Trabzon, ilk şehirlerin tümünde görülen, ortak şekillenmeyi yansıtan, savunma ve topografik şartlara uygun kurulmuş, insancıl planlamaya uygun gelişip büyüyen önemli bir örnektir. Taa yakın geçmişe kadar.
İki derin vadinin arasındaki yükseltiye oturtulup, asma köprüleri, surlarıyla savunma sorunu çözülen Trabzon, suriçi kentlerin ortak şemasını sunar. Asma köprülerle, kale kapılarından girildiğinde, kent emin mekanlar bütünüdür. Trabzon, iki köprü, bir şehirdir. Bu da çok önemli bir ayrıcalık, bir kimlik değeridir. Surlardan aşan, taşan kent, mevcut sur içiyle uyumlu, yine insancıl bir planlamayla büyümüş, yaşayanlarına mutluluklar sunarak düne kadar kimliğini koruyarak süregelmiştir.
Niçin “düne kadar?” Eğer vakit kalırsa dünden bugüne yitirdiklerimize, zedelediğimiz o temiz kimliğe değinmek isterim.
YAŞAYANLAR - YAŞANANLAR
Kentin kimliği oluşurken, kentliler ve ürettikleri kültür çok önem arz eder. Trabzon ölçeğinde konuyu irdeleyelim: Bir kıyı kenti, komşusu su - deniz, liman şehri, denizle barışık… Denizden nemalanan, denizden kaynaklanan kültürü oluşmuş. Balıkçılık, taşıma, spor, dinlence, kentin peyzajına, mekanlarının mutluluğuna katkısı olan su - deniz… Az bir varlık mıdır?
Ganita, Kemerkaya, Moloz, Sotha, Faroz, Uzunkum sürekli birbirini takip eden, kentle denizin barışık seviştiği bir kıyı cenneti (“Mavi deniz kenarında kayalar prensesinin şehri” Sergei Mintslov'un tarifi böyle).
Denizi, bıçak atmak kadar iyi bilenler… Karadeniz'in bereketini aş edenler… Su sporlarındaki geçmişteki başarılar… Denizle dinlenmek, denize yönelmek… Hepsi Trabzonlunun denizle ürettiği kültürdür, denizle yaşanan.
Denizsiz türkü, denizsiz şenlik olmaz. Horon, denizin ta kendisidir. Vadiler, yamaçlar, kırlar, yaylaların yanı sıra Trabzon Lisesi, Hüseyin Avni Aker Stadı, Liman, Değirmendere vadisi, Kavaklık ve bunlar şu an anımsadıklarım. Yapılı çevre, sokaklar, mimari ürünler, bitki örtüsü vs. Tüm bu mutlu mekanların yaşayanları köyde, kentte; tüm doğal koşullardan, var olan kültürel birikimden, anane, örf ve alışkanlıklardan da yararlanarak, kültürlerini geliştirerek sürdürmekteydiler (Şimdilerde ise yarı aksak).
Oysa Trabzon çok yakın geçmişe değin, var olan sayısız mimari mirası ile kiliseler, camiler, manastırlar, okullar, hamamlar, hanlar, sokaklar, köprüler, meydanlar, çesmeler, konutlar, kentin hemşehrisi floranın asil örnekleri vb. ile yaşayanlarının kültür üretmesine yol gösterici, ilham kaynağı olup pota görevi görmüştür.
TRABZON'DA BARINMA KÜLTÜRÜ
Kentin kuruluşu, gelişmesi, geleceğine yön veren koşullar; sahilleri koruyan güneyde kurulu evleri, dik sokaklarla denize ulaşan yollar, pitoresk konusu vadileri, meydancıkları, odak noktaları, ön bahçeli evleri ve sundukları ile üreyen bir barınma kültürünün ta kendisidir. Çarşı, sanat, zenaat, ticaret: Rızık peşine düşenlerin Aşağıhisar'da kullandıkları çarşılar, hanlar, arasta sokakları, arasta kıraathaneleri vb. mekanlarda oluşan dostluklar, yardımlaşma içeren etkileşimle oluşan kültürel paylaşım Aşağıhisar mekanlarında süregelir.
Daha nice kültürlenme mekanlarımız, doğanın ürettiklerinden korunmak, bazılarından daha çok yararlanmak için ürettiklerimizin potası değil midir? Mekan ve kültür ilişkisi özetle böyle… Çok önemli medeniyetleri yaşamış olan Trabzon'da hepsinden sentezlenmiş, gelenekler, alışkanlıklar, ritüeller, halen yaşanarak sürdürülmektedir. Kentin süregelen mekanlarında fakat, eksilerek!..
YA SANAT
Yaşama kültürünün bileşenlerinden olan sanat: Mutlu mekanlarıyla, mutlu insanların yaşadığı kentlerde sanata ilham olacak hayallerin yaratıcılığa dönüşme olasılığı ve de oranı daha çoktur.
Trabzon'umuzda çeşitli sanat dallarını ve Trabzon'dan yetişen bazı değerleri anımsayalım:
Çok değerli edipler, şairler ve ürünleri bilinir. Şair Hilmi, şair Mehmet Behçet Efendi, Leyla Hanım, Hamamizade Mehmet Fevzi Efendi, Hamamizade İhsanbey, şair Mehmet Ziver Efendi, Hasan Tıfli Efendi, Esat Ömer Eyyubi, Ahmet Sarım Bey, Süleyman Mahir Bey, Cansızoğlu Mustafa Sıtkı Bey, Alaybeyzade Naci Bey, Baba Salim, Halil Nihat Boztepe, Muzaffer Lermioğlu, Ömer Akbulut, Mahmut Goloğlu, Bedri Rahmi Eyuboğlu, Ömer Kayaoğlu, Nabi Üçüncüoğlu, Gündoğdu Sanımer; daha genç kuşaktan Ertan Tokinan, Attila Aşut, Ahmet Özer, Yaşar Miraç, İhsan Topçu, sayamayacağım niceleri ile saptadıklarım, anımsadıklarım böyle…
MÜZİK: Kentin müzikle dostluğu çok eskidir. 19. yy. başı Dede Efendi, Trabzon'da… Hafız Zühtü Efendi ve bazı kimselere şiir ve musiki dersleri veriyordu. 1879'da Vali Giritli Sırrı Paşa'nın eşi şair ve bestekar Leyla Hanım, şiir ve bestelerini ve ud çalmayı Trabzonlu hanımlara dersler vererek öğretiyordu. Sonraları Cumhuriyet döneminde; Laika Karabey, Süheyla Altmışdört, Ahmet Selim Teymur, Temel Şükrü Doğru, Kenan Yomralıoğlu, Suat Kurtuldu, Teoman Önaldı, Şenel Önaldı, Taşkın Özer, Hüseyin Dilaver, Ferhat Özyakupoğlu, Cemile Cevher Çiçek vd.
Trabzon Liselerinden Yetişenler Cemiyeti (TLYC), Trabzon Musiki Cemiyeti, Halkevi, Faroz Musiki Sevenler Cemiyeti, çeşitli spor kulüpleri, feyiz ocakları…
Rıza Hançer, Osman Hançer, Tamburi Ali, Kemani Salih, Hafız Osman, Kara Kemal, Baterist Hikmet Beyler, Gazi Mustafa Kemal'i ziyaretlerinde ağırlayan müzik heyeti elemanları… TLYC Orkestrası: Çok sesli müzikle uğraşanlar; çevre illere de balolarda, kutlu günlerde katkı veriyorlardı. Kemal Çetinkaya, Seyfi Çekiç, Veysi Pasin, İsmail Ocak, Erkan Bilgen, Turan Faik Günen, Muhittin Aşut, Ahmet Demirci, Akif Erdiker, Zeki Tarakçıoğlu, Rasim Üngör, Ertan Gençsoy ve daha niceleri…
Ya isimsiz sanatçılar, anonim olanı yapanlar?
FOLKLOR: TLYC horon ekibi, Briksel, Nice, Cezayir, İtalya, Dijon'dan başarı ödülleriyle döner. Dijon kentinde büyük ödülü getiren Akçaabat Lisesi halen bu alanda bir okul gibi…
TİYATRO: Büyük Önder, Trabzon'u ziyaretlerinde 17 Eylül 1924 tarihli İkbal gazetesinin, “Refika-yı muhteremeleri ve maiyet erkanı ile darul bedayii teşrifle 'Dörtcihar' temsilini temaşa buyuracaklardır.” haberine karşın, son anda Erzurum'dan gelen deprem haberi ile Gazi Mustafa Kemal Paşa ve erkanı Trabzon'dan ayrılırlar.
İkinci ziyaretlerinde; Yeniyol gazetesinden öğreniyoruz: “Reisi Cumhur Hazretleri manevi kerimeleri Hanımefendi ve refakatındaki zevat ile 'Monbey' piyesini temaşa etmek üzere Yıldız Sineması'na teşrif buyurmuşlardır.”
Cumhuriyetle, bu faaliyetler Halkevlerinde, okullarda sürer. Aliye Aşırbaylı, Anton Cehov'dan oyunlar tercüme ediyor, Trabzon Lisesi'nde öğrencileri ile sahneye koyuyordu.
Altmışlı - yetmişli yıllarda Haluk Ongan Bey'in gayretleri ile bu kez Amatör Tiyatro Kulübü çatısı altında bu hizmet kesintiye uğramadan sürer. 1980 sonrası Devlet Tiyatrosu açılır, yaklaşık kırk yıldır hizmet vermekte.
Kentin yaklaşık 1450 yıl önce Kommen İmparatorunun: “Sarayın yanına tiyatrolar yapılsın” emri ile başlayan tiyatrolu dönemi sürmekte, sahne hiç boş kalmamış.
“Osman İmparatorluğu'nda ilk operanın Selanik'ten sonra Trabzon'da açılıp temsil vermiş olması, bu kentin hem o zamanki kültürel düzeyi, hem de dünyayla ne denli kaynaşmış olduğu hakkında fikir verebilir. Nereden nereye değil mi?” Alıntıyı, Şükrü Elekdağ'ın Mayıs 1998 tarihli makalesinden aynen aktarıyorum. Evet opera ve yıktık!..
RESİM: Türk resim sanatına en fazla ressam yetiştiren kent. O değerli sanatçıları tek tek sayamayacağım. Yalnız şunu söylemek isterim ki, Türk resmi, Trabzonsuz düşünülemez.
SPOR: Yoğun, çağdaş ve ileri düzeylerde. Futbol, atletizm, voleybol, tenis, jimnastik, kürek, yüzme, atlama, bisiklet, avcılık, atıcılık vb. çeşitliliğini bilmekteyiz.
“Asosyeşin Futbol” isimli kitabını Süleyman Rıza Kuğu 1924 yılında ülkemizde bir ilk olarak yayımlar. Aynı yıl, Paris Olimpiyatları'na atlet olarak katılır.
Kürekte şampiyonluklar yaşayan bir kent. Futbolu anlatmama gerek var mı?
KENT VE HEMŞEHRİLERİ
Bu sevimli, mutlu mekanlarıyla göz kamaştıran kentle, yine pırıl pırıl parlayan başarılı Trabzonluların aynı zaman dilimini paylaşmaları tesadüf olabilir mi?
Sağlıklı nesiller, sağlıklı mekanlarda yetişir.
YANLIŞLAR, ELEŞTİRİLER
Planlama süreklilik gerektirir. İlk plan, 1937'de Jacques Lambert yapıyor. Planın notu olan öneriler yalnızca beş madde. Kısaca şöyle:
1) Abidevi kent merkezi
2) Yeşil kanallar (akciğerler)
3) Doğu - batı istikametinde güneyden yol
4) Altmış binlik kentin batısına yeni kent
5) Planlama bürosu (seksen dört yıl önce öneriyor)
TERSİNE YAPTIKLARIMIZ
Lambert, doğu - batı istikametinde yol öneriyordu ya… Yıllar sonra "Tanjant Yol" olarak imar planımıza giriyor ve müellifler şöyle tanımlıyorlar: Koruyucu, taşıyıcı, üretken yol.
Tam tersini yaptık! Yıktık, taşımıyor - taşıyamıyor; güney platolarına çok uzak, bağlantıları yetersiz; dolayısıyla yeni kentsel alan üretemiyor.
Kıyıda dolguda birinci, ikinci yollar ve de “Gülcemal”! Şimdi de Ganita! (Karaya oturmuş susuz kayık gibi kalacak o canım Ganita!)
Yeşil kanalların hali ve Ortahisar'ın tahribi ortada, sürekliliği engellenen planlar sonucu. 37 - 68: 31 yıl, 68 - 89: 21 yıl, 89 - 2001: 12 yıl ve sürmekte. Kazınan ve değiştirilen plan hükümleri! Abidevi merkez: Abideler yok edilence, merkezi de olmaz. Vadiler sayısız sivil mimari örneği ve doğal değerleri tanınmaz durumda..
Planlama bürosu, 84 yıldır kimsenin görmek dahi istemediği oluşum!.. Kent; azalan, daralan sosyal ve teknik altyapı tesisleri ile adeta soluksuz çırpınıyor (Parklar, meydanlar, alanlar, statlar, sinemalar, feyiz ocakları kumsallar, oyun alanları vb.).
Yükselen yapılar, yetersiz alt yapısı ile adeta kâr amaçlı yapılaşmaya örnek. Yitirilen ananeler ve dayatılan yozluklar, her geçen gün o asil ve efendilik dolu yaşama kültüründen uzak düşüşümüz, halkaları teker teker eksilen türedi bir yaşamama kültürü!
Antik kent, her geçen gün yaşamını daha zorluklarla sürdürme gayretinde. Teker teker kapanan kültürlenme yuvaları, dernekler, lokaller, sinemalar ve diğerleri.. Bizler, TV'ye tutsak!
Meyhaneler bile bir başka artık! Mekanlar, kişiler, yaşama kültürü peş peşe değişiyor. Onlarla birlikte bizler de kişilik kayıplarına uğramakta. Acı ama böyle!
KIYILAR
Denizimiz var mı? Kıyı danteline acımasız saldırdık. İlkin 1959 - 1964 arasında açtığımız sahil yolu ile ayağı suya değen kentin suyunu uzağa kaçırdık. O canım kumsallar yerine, kentle denizin arasına kara kedi, kara bir asfalt oturttuk.
Çoğu sahil dolgusunda geçen yol; Ganita, Kemerkaya, Moloz, Sotha, Faroz, Uzunkum sahillerini yok ederken, güzellikler de bitiyordu! Asırların birikimi denizle birlikte yaşamanın kültürü de önemli değişimlere uğratılıyordu. Yüzme, balıkçılık, üreme alanları nasibini almakta… İnsanların denizle kavgasının sonu bu.
Böyle bir yol, o günkü planda yoktu! Plansız yapılıyordu! Yürürlükteki plan, Lambert planıydı (Hani, güneyden yol öneren mimarın planı).
Güneye büyümesi öngörülen kentte, yeni yol bir anda cazibesi artan yeni yapılaşmalara iştah açan konumu ile imar planındaki hedeflerin aksine, kıyıda yoğunlaşmaya neden olmuştur. Çok katlı yapılar, yıkılan Trabzon evlerinin yerini alarak, kenti kuzeyde kuşatmışlardır.
Bu yol, merkezdeki yoğunluğu artırırken, kentlerin güneye gelişmelerine engel olmuş, ertelemiştir. Karadeniz'in diğer kentlerinde de farklı değildir. Samsun, Giresun, Rize; kıyıdaki kasabalar (Ordu dışındakiler).
Kentlerle denizin arasında çok yoğun yapı zincirleri uzuyordu. Denizle kıyı kentleri gittikçe yabancılaştılar. Kentleri artık yolcu vapurları selamlamıyorlardı! Ki, tüm bu yanlış uygulamaların yaraları henüz düzelmeye, savmaya başlamışken; bu kez Sinop - Sarp bölünmüş yolu uygulamaya konuldu. Bu yol da, kentlerin geleceğini yönlendirecek imar planlarında yer almamaktaydı.
1959'dan bu yana yaklaşık 50 yıl geçmişti, deniz kendine yeni yeni kıyı oluştururken, çoğu dolguda geçecek yol gündeme geldi! Taş ocakları açıldı, dağları yıktık, denizleri doldurmaya başladık. Fiyort, koy, kumsal, burun demeden saldırdık o canım dantele! Denizi bu kez daha da ulaşılmaz bir yerlere iteleyerek. Karadeniz'i kıyısız kentlerle doldurduk! (ÇED'den muaf tutarak). Bu yol da imar planlarında yoktu. Bu kez oluşan iki yolun arası ve kuzeyi daha çok iştah kabartıyordu!
Anayasa, Kıyı Yasası, İmar Yasası ve mevzuatları göz ardı edilerek, saldırılıyordu kentlerin gözlerine! (TFF, Hal, restoranlar, cami vb. çoğu devletin yaptıkları!) Ya vadiler! Hepsi, Değirmendere, Zağnos, Tabakhane!..
Vadileri öyle bir ıslah ettik ki, önceleri gecekondulaşmaya göz yumduk; ardından dereleri kapalı kanallara aldık, atık için. Şimdilerde sürdürülmekte olan “ıslah projeleri” ile görüyoruz ki, uygulama yine kâr amaçlı (TOKİ, tarihi köprüye risk ile açılan tünel, öğretmenevi, okul vb.).
Vadilerin Aşağıhisar kesiminde tam bir yıkım, tam bir talan! Zağnos Vadisi'nin, Aşağıhisar alanında bir mahalleyi ortadan kaldıran uygulama!..
Halen izleri okunabilen antik limanı örten uygulamalar (Belediye, Kaymakamlık, işyerleri, konutlar ve kentsel dönüşüm).
Oysa müelliflerin anlattıklarına göre; elliden fazla büyük gemi barındırabilecek muazzam bir eserdi o antik liman.
Yalnızca bir örnek daha: h/2
Derzleri işlenmiş, yonutaş duvarların arkasındaki cennet parçası ön bahçelerin içindeki Trabzon evleri, iki - üç katlı... O dar sokaklarda geniş perspektifler sunmaktaydı. Şimdi artan çok katlılar, yola sıfır cepheli, arkalarında mezbelelik güneş almaz kaotik mekanlar… h/2, yönetmelik hükmü!
ÖNERİLER (KALANI KURTARMAK İÇİN)
1) Evvela doğal ve kültürel mirasımızın zenginliğini fark etmeli ve kentlerin bu miras korunarak büyümesi gerektiğine inanmalıyız.
2) 21. yüzyılda çağdaşlaşmanın ölçütü, yerel kimliğin güçlenmesiyle ilişkilidir, unutulmamalı.
3) Yeni yerleşim alanları mevcutla birlikte düşünülmeli, en az hasarla kentin büyütülmesi düzenlenmelidir (Ulaşım, altyapı, sağlık, moral ortamlar, üretim vs. birlikte planlanmalıdır). Sorunlar çözüldüğünde, merkezdeki rant düşer, tek merkezlilik önlenir.
4) Kentin yaşamsal gereksinimleri için arazi sınıflandırması yapılmalıdır.
5) Kentli, plancı, politikacı üçlüsünün birlikte erki paylaşarak karar üretmeleri gereğine inanılmalıdır!
6) Kendine özgü koşulları olan bu yaşlı kentin, bilimin ışığında, koruma imar planı niteliğinde imar planları ve uygulama yönetmelikleri hazırlanmalı, ödünsüz uygulanmalıdır.
7) Kentin güney yamaçlara büyümesi tek yol olup, önlemler bu amaca yönelik düşünülmelidir.
8) Kent yaşayanları, kentleşmenin kararlarına dahil edilmeli.
9) Alınacak bu önlemlerden sonra yaşama kültürünün de korunduğu sürdürülebileceği görülecektir.
10) Yaşayanlarına, “Bu kent benim, korumalıyım” düşüncesini benimsettiğimizde tüm bu öneriler doğrultusunda, bu yaşlı kent ayakları üzerinde dikilecek, hepimizi kimlikli, mutlu geleceklere taşıyacaktır.
O zaman; biraz insaf, biraz saygı, biraz gayret…
Trabzon Vakfı ve Trabzon Derneğimizin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle Atlı Spor Kulübü'nde düzenlemiş olduğu kahvaltıda hemşehrimiz İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da bizlerle birlikteydi.