Son Güncelleme: 11 Haziran 2026 23:29:59

TRAFOK Trabzon Vakfı Fotoğrafçılık Kulübü Fotoğraf Sergisi

TRAFOK'2019
"Bi'de Böyle Bak"
FOTOĞRAF SERGİSİ

KARUM İŞ VE ALIŞVERİŞ MERKEZİ
İran Caddesi No:21 Çankaya/ANKARA
Sergi, 18-26 Mayıs 2019 tarihleri açıktır.

Yayınlanma Tarihi : 20 Mayıs 2019 - Fotoğrafçılık Kulübü

Trabzon Vakfı Fotoğrafçılık Kulübü Fotoğraf Sergisi

TRAFOK'2019
"Bi'de Böyle Bak"
FOTOĞRAF SERGİSİ

Açılışımızı onurlandırmanızı dileriz.

M.Zeki GÜVEN
Fotoğraf Eğitmeni
Necmettin SARAL
Trabzon Derneği Başkanı
Bilgin AYGÜL
Trabzon Vakfı Başkanı


Tarih: 18 Mayıs 2019
Saat: 14:00
KARUM İŞ VE ALIŞVERİŞ MERKEZİ
İran Caddesi No:21 Çankaya/ANKARA
Sergi, 18-26 Mayıs 2019 tarihleri açıktır.

Yayınlanma Tarihi : 12 Mayıs 2019 - Fotoğrafçılık Kulübü

TRAFOK TRABZON VAKFI FOTOĞRAFÇILIK KULÜBÜ
2019-2020 Eğitim Dönemi Başlıyor
28 Eylül 2019
Yayınlanma Tarihi : 13 Mayıs 2019 - Fotoğrafçılık Kulübü
Trabzon Vakfı Fotoğrafçılık Kulübü Tunceli´Den Maraş´a yıl sonu gezisi (27 Nisan-4 Mayıs 2019)

TRAFOK’un her yıl düzenlediği geleneksel yıl sonu gezisi için heyecan dorukta. Bu yıl, Doğu ve Güneydoğu illerini kapsayan uzun bir güzergah belirledik. Bendeniz ise ilk kez katılmanın farklı bir heyecanı içerisindeyim. Uzun gece yolculuğunun ardından, sabahın ilk ışıkları ile, ilk çağdan itibaren Anadolu’nun önemli yerleşim merkezlerinden biri olan ve birçok medeniyete ev sahipliği yapan Elazığ, Harput’tayız. Dikdörtgen planlı, taş duvarlı, iç avluyu çevreleyen tuğla kemerleri ve yine tuğladan örülmüş eğri minaresi ile Ulucami ve yakın çevresi fotoğraf için ilk durağımız. Hafif çiseleyen yağmur ve serin hava, gecenin yorgunluğunu alıp götürdü. Kahvaltımızı Munzur çayının kenarında yapmayı planladığımızdan Keban Barajı üzerinden Pertek Kalesi’ni martılar eşliğinde fotoğraflayarak feribot ile Pertek’e ve Tunceli’ye yollandık.

Yeni yeni eriyen karların coşturduğu Munzur Çayı eşliğindeki kahvaltının ardından Munzur Gözeleri bir sonraki durak. Munzur Vadisi Milli Parkı içerisinden Munzur Çayı boyunca kimi zaman gürül gürül akan bir şelale, kimi zaman incecik su düşüşlerine tanıklık ederek vadi içerisinden sırtını Munzur Dağlarına ve Mercan Dağlarına yaslamış Ovacık köyüne ulaşıyoruz.

Rehberimiz bu sene yağışın fazla olmasının su miktarını arttırdığını, bunun yanında baharın gelişini geciktirdiğini söylüyor. Hala karlar altındaki bu heybetli dağların çevrelediği ovanın tamamının meşhur Ovacık fasulyesinin yetiştirildiği tarlalar olduğun öğreniyoruz. Ancak henüz ekim gerçekleşmemiş. 1300 rakıma ulaştık, Dağın eteğinde farklı noktalarda kayaların arasından yeryüzüne ulaşan kaynak suları bardaktaki su kadar berrak, buz gibi, içimizde ise hayranlık ve huzur. Çiğdemler ve dağ sümbülleri henüz erimekte olan karın boşalttığı yerleri doldurmuş bile makro lensi ya da tele lensi olanlar için fırsat bu fırsat.

2.güne merhaba; Gökyüzü, ertesi gün gülümseyen gözlerle bize bakabilmek için bütün bir gece ağladı, şimdi ise bulutların arasından göz kırpmakta. İlk durağımız Bingöl Yüzen Adalar. Yol boyu, ağaçlar, henüz yazlıklarını giymemiş olsalar da, yemyeşil çayırlıkların, tarlaların ve hardal çiçeklerinin arasından Munzur Çayını takip ederek Hazarşah köyü içinden Bingöl Yüzer Ada Tabiat Anıtı’na ulaşıyoruz. Burada bize, Bingöl Milli Parklar Şubesi personeli eşlik ediyor.

Sarılıcı köklerin birbirlerine sımsıkı tutunarak oluşturmuş olduğu üç küçük ada, zemin ile bağlantısı olmaksızın suyun yüzeyinde hareket ediyor. Gölü ve Adaları yukarıdan görebileceğimiz seyir noktasına çıkarak çekim yapıyoruz. Zira göl seviyesine indiğimizde manzarayı kaybediyoruz. Kısa bir çay molası ve yeniden yoldayız. Muş istikametinde yol alırken hava, iyiden iyiye kapatıyor. 13 gözlü Murat Köprüsüne ulaştığımızda ise şiddetli yağmur ve rüzgar karşılıyor bizi.

Çok fazla zaman harcamadan tekrar yola düşüyoruz. Bu kez istikamet Tatvan, Ahlat Selçuklu Mezarlığı. Yağmur yüklü bulutlar hala başımızın üzerinde. Acaba....? Deklanşöre basıyoruz, 2.kare, 3.kare hayıııırrr.... yağmur başladı. Ama ayrılamıyoruz. Biri hayalet fotoğrafı çekelim mi dedi? Tabiki uzun pozlama. Bir yandan yağmur bir yandan rüzgar hava iyice soğudu, haydi artık otobüse, gece Tatvan’dayız.

3.güne merhaba, önümüzde uzun bir güzergah olduğundan sabah erkenden yola çıkıyoruz. Tatvan-Bitlis karayolunda sağ tarafımızda Nemrut Kalderası, karlı tepesi ile bizi uğurluyor. 1700 rakımdayız. Tarlaların bir kısmı yeni yeni yeşeriyor, bir kısmı ise sürülmüş, ekime hazır. Birbirinin içine girmiş çıplak dağların arasında topoğrafyaya meydan okurcasına yerleşmiş Bitlis kent merkezi ise hala karlı. Her iki tarafımızda sarp yamaçlarıyla Narlıdere Geçidinden Bitlis Çayı ile birlikte ilerliyoruz. Baykal ilçesi, Veysel Karani Beldesinde, Veysel Karani Türbesini ziyaret ve fotoğraf çekiminden sonra sıradaki durağımız Malabadi Köprüsü.

Bugün hala dimdik ayakta olan Artukoğulları döneminde inşa edilen, türkülere konu olan Malabadi Köprüsü, dünyada yaşı itibariyle taş köprüler içerisinde kemeri en geniş olanmış ve kemerin her iki yanında, iç tarafta kervan ve yolcular tarafından, özellikle zorlu kış günlerinde barınak olarak kullanılan iki odası mevcutmuş. Günümüzde yayalar tarafından hala kullanılan gerek mimari özellikleri gerekse estetik güzelliği ile hayranlık uyandıran köprüyü her cephesinden fotoğrafladıktan sonra güneşinen dik zamanında Hasankeyf’e ulaşıyoruz. Barajın su tutmaya başlaması ile birlikte bir kısmı sular altında kalacak olan Hasankeyf’in bazı kültür değerleri yeni yerleşime taşınmış. Bilenler kentin eski halinden eser kalmadığını ifade etseler de hala görülmeye değer yerler arasında. Sıradaki ve son durağımız Midyat. Akşam üstünün yumuşak ışığı, Midyat evlerini yıkarken kente giriyoruz. Fotoğraf için en uygun saatte en uygun yerde olmanın mutluluğu ile kendimizi eski Midyat’ın sokaklarına bırakıyoruz.

4.Güne merhaba, sabah saat 4:00, uyanma vakti, gün doğumunu Mardin’de yakalayabilmek için erkenden düştük yollara. Mardin’in eski yerleşimi, güneşin ilk ışıklarını karşılarken kenti karşıdan fotoğraflıyoruz. Gündüzleri bir inci kolyeye akşamları ise pırıl pırıl bir gerdanlığa benzetilen Mardin’de tüm gün dolaşma imkanı. Gün boyu yürümek Mardin’in muhteşem mimarisinin içinde kaybolmak sokakları fotoğraflamak... Peki nereleri gezdik; kaleye doğru çıkarken eskiden Amerikan Koleji olarak kullanılan yapılar, Madin Kalesi etrafı, Zinciriye Medresesi, Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi, Kasimiye Medresesi, Arasa Kapalı Çarşı, Ulu Cami, Ulu Cami Hamamı, Mor Behnam Kırklar Kilisesi, Eski Valilik Konağı (Bugünkü Artuklu Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Binası), Eski Hapishane. Hala gezemediğimiz bir sürü yer ve eserler kaldı, ama vakit kalmadı. Yine geleceğiz Mardin...

5.güne merhaba, bu sabah ilk durağımız Mor Gabriel Manastırı. Süryani mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan manastırın bir kısmı günün belirli saatlerinde ziyarete açık. İçeriye girince mimarisi karşısında hayranlık duyuyoruz. Köşeli mimarisi, terasları, teraslar arası taş merdivenleri ve yapının kademeli yükselişi, büyüleyici! Rehberimiz eşliğinde ziyareti tamamladıktan sonra Diyarbakır’a doğru yola çıkıyoruz. Mardin üzerinden gitmeyi planlarken bisiklet turnuvası nedeniyle yeniden Batman’a dönüyoruz böylelikle Hasankeyf‘i yeniden görme şansını yakalıyoruz. Sağlı sollu sürülmüş tarlalar, yemyeşil ovalar... Diyarbakır’a ulaştığımızda saat, öğleyi geçmiş, fazlasıyla vakit kaybetmişiz. Dolayısıyla öğle yemeğini es geçerek Eğil istikametine yöneliyoruz. Biz Eğil’e yaklaştıkça yağmur yüklü bulutlar gökyüzünü kapatmaya başlıyor. Mutluyuz, ışık homojen hale geldi, renkler doygunlaştı. Ama oda ne; Eğil sapağından dar ve virajlı yola girdiğimizde iyiden iyiye yağmur fırtınasının içinde kalıyoruz. Önceden planladığımız ancak hava muhalefeti nedeniyle soru işaretleri içerisinde kaldığımız tekne turu ne olacak? Dicle Nehri’nin kenarına indiğimizde gökyüzü bizden yana :) Fotoğraf çekmeye elverişli ışık koşulları yeniden oluşuyor, renkler doygunlaşıyor. Sulara dokunmak istercesine uzanmış kayalıklar, gerisindeki çayırlık alanlar ve durgun sudaki yansımaları. Dicle boyunca seyir halindeyiz.

Neo..! tekneden inerken endişeli yüzlerden eser kalmamış, herkes mutlu ve huzurlu. Sıradaki durak Diyarbakır. Hevsel bahçelerini solumuza alarak kesme bazalt taştan 1000’li yılların başında inşa edilen On Gözlü Köprü’ye ulaşıyoruz. Su seviyesi oldukça yüksek. Etrafı çay bahçeleri ile bezenmiş On Gözlü Köprünün üzerinde ise bir grup halay çekiyor. Köprünün ışıklarının yanması ile buradaki kalış süremizi biraz daha uzatıyoruz.

6.güne merhaba, sabahın ilk ışıkları ile Diyarbakır Ulu Cami’yi fotoğraflamak üzere toplanıyoruz. Selçuklu mimarisinin transept planlı en güzel örneklerinden biri olan Diyarbakır Ulu Cami’nin ardından istikamet Şanlıurfa. Siverek ovasını dümdüz katederken yemyeşil uçsuz bucaksız ovanın huzuru içimize doluyor. Seyahatimizin bu kısmında bizimle birlikte olacak rehberimizle Göbeklitepe’de buluşuyoruz. Neolitik döneme ait olduğu düşünülen Göbeklitepe kazı alanının etrafındaki yüreme platformundan kazı alanını seyrederken rehberimizin anlatımlarını dinliyoruz. Önemli bir inanç merkezi olduğu düşülen Göbeklitepe’nin eteklerinde buğdayın atasının da yetiştirilmiş olduğunu öğreniyoruz. Yola çıkma vakti, yol boyu biber(isot) tarlaları ve ardından henüz ekimine başlanmamış olmakla beraber pamuk tarlaları, Harran Ovasında yaklaşık 1,5 milyon dönüm alanda pamuk üretimi yapılıyormuş, Harran’a varıyoruz. Koni şeklinde tuğla örgülü kubbe çatılarıyla özel bir mimari dokuya sahip olan Harran evleri koruma altına alınmış. Yöresel kıyafetleri ile kadınlar sokaklarda günlük işleri ile uğraşıyorlar. Bilinen en eski Üniversitenin Harran’da kurulmuş olması bu bölgenin zamanında bilim merkezi olduğunun göstergesi. Şanlıurfa’ya kadar gelip de sıra gecesine katılmadan dönülür mü? Yöreye ait türküler ve halk oyunları eşliğinde akşam yemeğinin ardından balıklı göldeki gece çekimiyle günü tamamlıyoruz.

7.güne merhaba, sabah kalkmak isteyen arkadaşlarla gün doğumunda yeniden balıklı göldeyiz. Güneşin yükselmesi ile yavaş yavaş aydınlanan Balıklı Göl, yansımalarla şenleniyor, renkler belirginleşiyor. Gönül ister ki her gittiğimiz yerde daha fazla kalalım, doyasıya fotoğraf çekelim ama zaman kısıtlı ve yine ayrılma vakti. Yeni durağımız Fırat Nehri kıyısına yerleşmiş Birecik’teki nesli tehlike altına olan kelaynakların üretme istasyonu. Alandan sorumlu Gülçin hanım ve Mustafa bey bizi karşılıyor. Yaz kış burada konaklayan ve sayıları, arttırılmak yönünde kontrol altında tutulan kelaynaklardan 261 adet olduğunu, hepsinin halkalandığını ve bu günlerde yavru büyüttüklerini öğreniyoruz. Ziyaretçi merkezini gezip, objektiflerimizin el verdiği ölçüde kelaynakları fotoğraflıyoruz. Artık yıl sonu gezimiz bitmek üzere bundan sonraki durağımız Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi. Zeugma Ören yerinden çıkarılan mozaikler büyük bir titizlikle burada sergileniyor. Müzeye ilgi büyük, ilk kez M.Ö.300 yılında kurulan ve M.S.7.yy’a kadar yerleşik yaşamın devam ettiği Zeugma’da işlenmiş mozaiklerin her biri birer yağlı boya tablo gibi, detaylı ve renk geçişleri hayranlık uyandırıcı. Müzeyi büyük bir keyifle gezdikten sonra kalan zamanımızı, kent merkezinde Kale ve yakın çevresi, Almacı Pazarı ile civar sokaklarında tamamlıyoruz. Artık Ankara’ya dönüşe geçme zamanı yaklaştı. Son noktamıza fotoğraftan ziyade damağımızı şenlendirmek üzere ilerliyoruz. Elbette maraş dondurması yemeden geziyi tamamladık diyemeyiz. Akşam saatlerinde Kahramanmaraş’tayız.

Ne haftaydı ama! Gözümüz, gönlümüz, kartlarımız alabildiğine doldu. 3350 km yol. Az uyuduk çok gezdik, iyi yedik. Uzun, yorucu ama keyifli, eğlenceli, fotoğraf dolu seyahatimiz göz açıp kapatıncaya kadar geçti. Ankara yolcusu kalmasıııın eve dönüyoruz. Yorgunluktan gözlerimiz kapanıyor ama önümüzdeki senenin gezi programı için liste yapmaya başladık bile...Teşekkürler TRAFOK Fotoğraflar için ekibe teşekkürler Yazan: Müge ALTINALAN

Yayınlanma Tarihi : 11 Nisan 2019 - Fotoğrafçılık Kulübü

Trabzon Vakfı Fotoğrafçılık Kulübü 2018-2019 Gezi Programı
Yayınlanma Tarihi : 3 Aralık 2018 - Fotoğrafçılık Kulübü